herşeyden soyutlanmış ruhumu, elimdeki iki hafif fren ipini bırakır gibi göklere bıraktım gitti:)
iki sene belki de daha fazla süredir istediğim bir şeydi yamaç paraşütü ile uçmak...
"nerden geldi bu merak?" diye soran grup arkadaşlarıma net bi cevap veremedim.
bilmem nerden geldi.
hep vardı belki de, nasıl ortaya çıktı?
çok da mühim değil:)
çok yoğun geçen iki haftalık iş güç maratonu sonrasında,
evden otobüsü kaçırmamak için bir gayret koşarak çıkıp
valizimi merdivenlerde yuvarlayarak düştüm yollara...
"bas gaza şöför abi!" modundan sonra Allah'tan otobüsü yakaladım.
sabah otele vardığımda içim bi hoştu valla ne diyim:)
heyecan Everest'e çıkmış el sallıyodu:)
süper pozitif Can Hocam ve Mert'le tanıştık
yuvarlak masa etrafında 7'si öğrenci 9 şovalye hemen derse başladık
öğleden sonra toz ve toprakla dans etmenin vakti gelmişti.
şemsiyelerimiz,
Can Hocamın tavsiyesi mineral sularımız,
güneş kremlerimiz,
rengarenk kanatlarımız...
biz kelebeğiz! kelebek biziz:D
ilk gün çok yorucu, ama zevkliydi
bizi göğe çıkaracak olanla ilk randevu, yerde...
düştüm, kalktım
oturdum, yattım :P
ah bi koşmayı bırakmasam:P
"Koş Zeynep koş! Oturmaaa!"
ikinci gün herkes sınıf atlayıp tepeye çıktığında
1. kademe koşu alanında kalan ben, bi hırsla girişip
öğle vakti arkadaşlara yetiştim Allah'tan
nazlı gelin de haliyle sınıf atladı:P
yamaçtaki paraşüt...
etrafındaki rüzgara, bulutlara, tek bir esintiye bile kayıtsız kalmıyorsun
yaşadığın dünyanın tavırlarını,
kızgınlığını,
sakinliğini,
neşesini,
tozunu, toprağını,
bulutunu, yağmurunu...
...anlamak durumundasın
bilmek,
hissetmek, koklamak,
ona saygı duymak,
onunla barışmak durumundasın.
herhalde bu kısmı çok çekiyor beni
hep dikine giderken dünyanın
suyuna gidiyorsun birden...
o da seni alabildiğine mutlu ediyor kucağında...
şık bi restoranda otururken esen rüzgar,
yağan yağmur senin için çok da anlamlı değil belki
bulutların adlarını bilmek zorunda değilsin
bir sonraki adımları ne getirir, çok da umrunda değil
ayağına sürtünen tozun gittiği yer de mühim değil
ama burda anlamı büyük bütün bunların
gözlerine bakıyosun yaşadığın dünyanın
haddini bilip gereken yerde geri çekiliyosun
izin verdiğinde de kollarına atılıyosun
o da müthiş sıcak kucaklıyor
öpüyor yanaklarından
sen, gökyüzü ve melek kanatların:)
"Yaşamak"
budur!
Seviyorum uleyn:D
çok dolu, çok keyifli, müthiş bi tecrübeydi bu bir hafta benim için
parawaiting kısmı da ayrı bi güzeldi:)
Hakan Harrier saolsun:)
bir tek gülümseme o kadar insanı mutlu ediyor bu ortamda
Medet ve Can Hocamın telsiz konuşmaları hepimizi havaya soktu
Hakan Harrier ile Mike Delta Tango deyince aklıma Edi ile Büdü geliyor Susam Sokağından
Sohbetlerini dinlemek için yanlarından ayrılası gelmiyor insanın
Erkan'ın son gün aramızdan ayrılışı oturdu biraz.
hele de kendimi onun yerine koyunca...
her işte bi hayır varmış, artık Murat Abimiz gibi vazgeçmeyecek "bir dahaki sefere"yi bekleyecek herhalde.
Hakan Bakkal:)
baya bi sıkıldı parawaitingden ama uçabildikten sonra baktım,
internet üzerinde araştırdığı kanatlardan bahsediyor oturduğum masada.
uçmak böle bişi demek!
ne varsa alıp götürüyor...
Raşit...
çalışıp da gelmiş
Can Hocam öle diyor
Eee bi de Mert var tabi:D
parawaiting liderimiz:P
kalkış gözetmenimiz
"Abi koşmayı bırakmıyoruz. Oturmuyoruz abi. Kafada halletmek lazım. "
zaman kavramı yok
hep bildiğin alıştığın zamanda yaşamıyorsun sanki
saatler aynı rakamları gösteriyo da
valla diil
başka bişey
hele bi de ortam süper olunca tadından yenmiyor bir haftalık "yaşamak"
gök...
kendine koşmayanı kabul etmiyor, onu annadık
görmek istiyor onu ne kadar kalpten istediğini
yürüyerek atılmıcaksın kollarına o yüzden
yoksa kanatların düşüyor yere
tüm kuvvetinle koşacaksın
deli bi hevesle...
işte o zaman ispat etmiş oluyorsun ona olan arzunu
o zaman pamuktan bağrını açıyor
"gel!" diyor
"gel!"...
e biz de gidiyoruz:)
valla gittik:D
Kendimi kaybettiğim yeri bilmiyorum ama bulduğum yer kesinlikte gökte:)))
17-23 Temmuz 2010
Zeynep Çoban
Not: Nur Hanım'ı da uğraştırdık teşekkürü borç biliriz:)
