info@ikarus.com.tr
0216 970 08 86

Çağdaş Yavuz

İkarus Havacılık

Ben türbülanslı havayı severim. Özellikle de ilk uçuşlarda… Bu yüzden kalkıştan hemen sonra telsizden Alim’in “Havada hafif türbülans var, paraşüt biraz sallanabilir. Korkma” diyen sesini duyunca keyfim yerine geldi. Belli ki güzel bir uçuş olacaktı, 1700 pisti arkada kalırken harnese iyice bir yerleşip arkama yaslandım.

Derken ilk sarsıntı geldi. Ben daha önce nice irtifa uçuşları, nice SIV lere katıldığımdan alışkınım. Siz önümde oturan, yok yok ne oturması, bacak ve göğüs kolonlarıyla asılı duran zavallımı görecektiniz. Fren iplerindeki gerginlik bir anda azalınca bunun frenleri tutan ellerinde gerginlik aynı hızla arttı.

Üç beş saniye geçmişti ki bizimki daha ne olduğunu anlayamadan kanat bu sefer de öne saldırdı. İşte asıl eğlence de o anda başladı. Kanadı önünde görünce bunun rengi mengi değişti.

“Nooldu? ” diye seslendim kulağına doğru , “Hani uçmak özgürlüktü. Başka türlü bir şeydi. Kuşların niye şarkı söylediğini anlamaktı. Nooldu? Anladın mı simdi kuşlar niye şarkı söylüyormuş. Senin gibi acemi uçucuların haline gülüyor aslında onlar”

Baktım hiç oralı değil, beni duymuyor bile. Meğer garibim o sırada kendi kendine konuşmaya başlamış. “Korkma Çağdaş, her şey yolunda. Sadece sakin ol. Korkma Çağdaş”

Tam bu güzel anların tadını çıkarıyordum ki telsizden yine Alim seslendi. “Aferin, çok iyi gidiyorsun. Biraz irtifa aldın, her şey yolunda. Başını çevirip arkaya bakarsan göreceksin, take off’tan yukarıdasın”

Ha haa başını çevirecekmiş. Garibimin vücut zaten kasılmış, bir de öyle bir can yeleği var ki boynundan geçmiş, kafa boyun ve vücut yekpare olmuş durumda. Ne mümkün dönüp bakması filan.

Denize ulaşana kadar uçuş aşağı yukarı bu şekilde devam etti. Başka sarsıntı yaşamamamıza rağmen Çağdaş frenleri tutan sıkılmış avuçları ve hızlanmış kalp atışları ile tamamen kollarımdaydı. O bacak kolonlarıyla asılı durumda ortaokulda ezberlediği duaları hatırlamaya çalışırken, ben ona bakıp eğleniyordum ve beraber nirengi tepesine doğru yol alıyorduk. Keyfime diyecek yoktu.

Denizin üzerine gelince buna bir şeyler oldu. Ayaklarının altında maviliği görmesiyle birlikte önce frenleri tutan elleri gevşedi, sonra sağa sola bakmaya başladı. O sırada Can Hoca’ nın telsizden gelen komutları sanki komut değil de şiirdi, şarkıydı. O ne güzel bir sesti. Kısılmış gözleri açıldı, nefes alışı sakinleşti. “Ne oluyoruz orası benim yerim” dememe kalmadan baktım harnese yerleşmiş. Bütün tadım tuzum kaçtı. Dur bakalım dedim içimden, beni bu kadar kolay gönderemezsin! Daha bunun dönüşleri var, yaklaşması var, inişi var.

Can Hoca’nın komutlarıyla denizin üzerinde sağa dön sola dön derken baktım az önce kaskatı olmuş bir seklide dudaklarını ısıran Çağdaş telsizden konuşuyor, rüzgarın sesini dinliyor, keyifle ayaklarını sallıyor, arada bir de hayran hayran tepemizdeki kanada bakıyor.

Burada bana daha fazla yer yok. Take-off’ta kanadını sermiş bekleyen P2 cilerin beni çağırdıklarını hissediyorum. Başka ilk uçuşlarda buluşmak üzere… Şimdilik ben kaçar

Her zaman sizinle